05.09.2009
İclal Aydın
Teselli
Hemfikir olunan konu: Ajda Pekkan yaşlanmıyor...
Teselli: Çünkü estetik desteği alıyor...
Hemfikir olunan konu: Elif Şafak çok satıyor...
Teselli: Çünkü çok reklam yapıyor...
Hemfikir olunan konu: Orhan Pamuk Nobel alıyor...
Teselli: Çünkü vatanı satıyor...
Hemfikir olunan konu: Cem Yılmaz çok komik...
Teselli: Çünkü küfürlü espri yapıyor...
Hemfikir olunan konu: Acun çok başarılı...
Teselli: Çünkü sırtını ajitasyona yaslıyor...
Ama bu tesellilerin hiçbiri hemfikir olunan gerçekleri değiştirmiyor! Söz konusu başarıları teselli arayanların sandığı gibi hafifletmiyor.
***
Bu tür yazılarım sanki ben mükemmel tarafta duruyormuşum da, kendimden başka her şeye eleştirel yaklaşıyormuşum gibi algılanıyordur kimilerince... Oysa hayır! Kendimden yola çıktığım doğru olsa da görünen istikamete gitmediğimi belirtmeliyim.
Kendimi oldurma çabam sürerken başarımın, çalışkanlığımın, emeğimin, iyi niyetimin takdir edilmediğini; aksine, bir kabahatmiş gibi başıma gözüme vurulduğunu görünce çok üzüldüğüm, bu kötü niyetli söylemleri anlamak için çok çabaladığım günleri unutmadığımı da ekleyeyim! Hayatın müthiş hızlı değişkenliği içinde her durumda başkası olma gerçeğini fark edene dek... Bir gün çok başarılı, bir başka gün enkaz altında kalmış gibi yenik olabiliyor insan... Evet, bir başka başarı karşısında durduğum yeri görebildiğimde anladım bu tesellilerin aslında gerçeği değiştirmediğini... Kıskandığım, gıpta ettiğim, sahip olmak istediğim şeyleri başkasında görüp kabul edebilmek, başarıyı taşıyabilmekten de zormuş meğer... Ama mesele de buymuş...
***
Elif Şafak’ın kendisine yöneltilen öfke dolu eleştiriler karşısında kaleme aldığı ses tonu kadar yumuşak yazısını okurken “demek ki daha pişmemişim” dediği cümlesine takıldım... “Övgüden de yergiden de etkileniyorsam, demek ki olmamış” anlamındaki iç dökümüne saygı ve sevgi duymamak benim için imkânsız... Ama pişmesi gerekenin başarısını savunmak zorunda kalan kişi olmaması gerekmiyor mu artık sizce de? Pişmesi gerekenler, saygıyla adları anılanlar, kalabalıklarda önlerde yürüyenler, hadi bilinen tanımıyla fikri sorulan, “kanaat önderleri” dediklerimiz olmalı artık... Yaşları, tecrübeleri, geçmiş başarıları sebebiyle olmalı en azından...
***
Hangimiz istemeyiz Ajda Pekkan gibi zamana meydan okumayı, Cem Yılmaz kadar komik olmayı, Elif Şafak kadar kıymetli bir başarı yakalamayı? Çalışkanlıkları, yetenekleri ve çabalarıyla elde ettikleri kazanç hangimize şahane gelmiyor ki? Elif’le bir öğleden sonra sohbet ederken “Ben başkası hakkında konuşmamak gerektiğine bütün kalbimle inanıyor ve kaçınıyorum” demişti. “Gıybet etmek” ilk defa bir arkadaşımla sohbetime girmişti... Konu, o günlerde bitirdiği ve isim arayışında olduğu yeni romanı (Aşk) üzerinde yoğunlaştı... O yüz, o cümle hiç çıkmaz aklımdan... Bu başarıyı hak ettiğini düşünüyorum. Evet, çok isterdim Elif kadar çok satayım ve kazanayım. Onun kadar sağlam durabileyim inançlarım yolunda... Şimdilik tüm çabam başarı karşısında teselli arayanlardan olmamak... Öyle de zor ki... Her şeye bir bahane bulmak kolay... Ama Turgut Uyar’ın dediği gibi; “Siz ne derseniz deyiniz benim gizli bir bildiğim var! Sizin alınız al inandım. Morunuz mor inandım. Ben tam kendime göre, ben tam dünyaya göre...”
İclal Aydın
05 Eylül 2009
www.iclalaydin.com.tr
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir